12 Ocak 2021 Salı

Tünel... the SECOND OLDEST SUBWAY in the WORLD


The constitution story of Tünel, the second oldest subway in the world after London, begins with the initiative of French engineer Eugene Henri Gavand.


Gavand observes people constantly moving between Galata, the center of commerce and banking, and Pera, where the heart of social life beats, and thinks of an alternative route to Yüksekkaldırım Slope and Galipdede Street.


He appears before the Ottoman Sultan Abdülaziz Han for an elevator-type railway project that would connect these two centers, and on June 10, 1869, he receives the tunnel construction concession.


The Tünel, whose operating period is determined as 42 years, is built with a build-operate-transfer model.

Tünel construction work begins on June 30, 1871. In July 1872, British national company "The Metropolitan Railway Of Constantinople From Galata to Pera" was registered.In the Tunnel, the construction of which was completed on December 05, 1874, human transportation is started in return for a fee after the animal transport trial runs.


Tunnel is  put into service on January 17, 1875 with a magnificent ceremony attended by a group of distinguished local and foreign guests.


The energy of the tunnel facilities, the initial construction cost of which was 180 thousand Ottoman Liras, is provided by two 150 horsepower steam engines. When the Tünel starts the voyage, the wagons that are open on both sides are illuminated with gas lamps since there is no electricity.When the transition to electric trams started in 1910, the company passed to Ottoman citizenship in 1911 and took the title of "Tahtel'arz Railway in the Brain of Galata and Beyoğlu from the Dersaadet Mulhakat."Later, the Tünel, which was purchased by the state for 175 thousand Turkish liras and nationalized on March 1, 1939, was transferred to the General Directorate of Istanbul Electric Tram and Tunnel Establishments (IETT), which was established on June 16, 1939 with the law numbered 3645.In the Second World War;  The Tünel , which is separated from its passengers for three and a half months because some of its materials cannot be purchased, is completely renewed and electrified by the French Eletctro Enterprise company with a cost of 33 million Lira.

The electrification works of Tünel starts in 1968 and it is opened with a ceremony in its new form on November 2, 1971.


With its 350 horsepower electrical system, the Tunnel overcomes the distance of 573 meters in 90 seconds and carries 170 people at a time with its two 16 meters long wagons.The Tünel, which is indispensable for Istanbulites during the Ottoman period and the first years of the Republic, connects Karaköy and Beyoğlu with silent steps every day and offers its passengers the shortest, most enjoyable and sincere journey.

Tünel's working hours:

Weekdays and Saturday: 07:00 - 22:45

Sunday: 07:30 - 22:45

The voyage interval is an average of 5 minutes.

6 Ocak 2021 Çarşamba

Suç ve Ceza - Dostoyevski

"Soğuk bir aralık günüydü. Saint Petersburg’dan Moskova’ya giden bir trene binmiştim. Trende Katarina diye bir orospu gördüm. Cicikleri gözümü alıyordu." şaka şaka bu alıntı Suç ve Ceza'dan değil, Turkish Deep Web'den Entel Feridun'un kaleme aldığı hikayeden. Bizim hikayemizde Petersburg'da geçiyor tabii ama Moskova’yla işimiz yok. Suç ve Ceza'yı bitirdim açıkçası romana bayıldım adam yazmış, helal olsun:) . 

Kırmızı Kedi yayınlarından okudum çevirisi güzel fena değil ama editörü bazı noktaları gözden kaçırmış sanırım bazı kelimelerin harfleri eksik yazılmıştı dikkatli okurları rahatsız eder bu, neyse olaya girelim. Romanı okuyanlar okursa bu yazıyı daha iyi olur gibi, aralarda spoiler verebilirim. 

Raskolnikov, tabi ya o meşhur Raskolnikov, Dostoyevski'nin kendisi kadar meşhur karakteri, ben bu romanı okumadan önce de tanıyordum kendisini daha sonra merakıma yenik düşüp onu yakından tanımak için romanı aldım, başladım okumaya. 
Kırmızı Kedi yayınlarından aldım kitabı belirttiğim gibi çevirmeni Hazal Yalın, emeğine sağlık güzel bir çeviri koymuş ortaya, romanın en güzel yanlarından bir tanesi çevirmenin açıklamalı notları romanı ve yazarı daha anlaşılır kılmasıdır. Çevirmenin notları sayesinde yazar hakkında da enteresan bilgiler ediniyor ve bu şaheseri ortaya koyarken nereleri referans aldığını öğreniyoruz. Psikoloji, suç ve içinde biraz da felsefe seven okurlar için kesinlikle okunması tavsiye edilir, gerçi dünya klasiği kendini kanıtlamış bana düşmez tavsiye etmek. 

Ortada bir cinayet var, iki ölü var, ölülerden biri yaşlı bir tefeci . Bunlar baltayla öldürülmüş, bakın romanın en ilginç tarafı da bence bu, baltayla öldürmek, bıçak veya tabanca değil, BALTA. Düşüncesi bile acı verici. 
Herkese göre katil ama ona sorarsanız kendisi katil değil, evet ortada baltayla öldürülmüş iki kadın var ve Raskolnikov katil olduğunu düşünmüyor bu bile romanı ilginç kılmıyor mu sizce? Kendince çok tartışılacak tezleri var. Hatta neden katil olmadığını düşündüğüne dair öğrenciliğinde, kendisi hukuk fakültesi öğrencisi idi ama parasızlıktan kaydını dondurmuștu, kaleme aldığı ve dergide yayınlanan bir yazısı vardı. İlginizi çeker diye ucundan yazayım o tezini 

 "... insanlar ' sıradan' ve 'sıra dıșı' olmak üzere ayrılıyor. Sıradan insanlar uysal bir şekilde yaşamalı ;bunların kanunu ihlal etmeye de hakkı yok, çünkü zaten sıradanlar. Sıra dışı olanların ise her türlü suçu işlemeye , kanunu her türlü ihlal etmeye hakkı var, sırf şu nedenle ki, bunlar sıra dışılar. " 

Raskolnikov kendini Sezar gibi görmekte aslında ondan verdiği örnekler genelde Sezar üzerinden, ona göre işini usulüne göre yapsaydı Sezar gibi kahraman olarak anılacaktı şu alıntıdan ne demek istediğini biraz daha iyi anlayabilirsiniz...

 " şu dünyada her zaman dökülmüş ve dökülen kan, şampanya gibi döktükleri kan, onu dökenlere Capitol'de taç giydirdikleri* ve insanlığın velinimetleri dedikleri kan. /..../ben de insanlara iyilik etmek istiyordum; bir tek şu aptallık yerine yüzlerce, binlerce iyi şey de yapabilirdim- aptallık da değil gerçi, beceriksizlik, çünkü bu fikir, başarısız olmadan önce hiç de öyle aptalca görünmüyordu (başarısız olunca herşey aptalca görünür!)...(*Sezar, Bergama'da korsanları kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra döndüğü Roma'da en yüksek rahip ve tribun unvanını almıştır). " 

Raskolnikov anlaşılacağı üzere yaptığının bir iyilik olduğunu ama beceriksizliği yüzünden aptal duruma düştüğünü düşünüyor, planının estetiksiz olduğunu ve bu yüzden bir tefeciyi öldürmenin iyilik gibi görünmediğini düşünüyor, Raskolnikov bu konuda haklı eğer arkasında pürüz bırakmasaydı kusursuz bir cinayet işleseydi belki insanlar bir süre sonra bir tefecinin öldürülmesini bir iyilik olarak görecekti sonuçta bir tefeci, katili de cesareti sayesinde kahraman olarak addeceklerdi.Ve buna bağlı olarak şöyle devam etmekte ... 

"ah, tabii, uygun biçimde değil, uygun estetik bir biçimde değil! Kesinlikle anlamıyorum :İnsanları kuralına uygun kuşatıp da üzerlerine bombalar yağdırmak, daha saygın bir biçim sayılıyor. Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk işaretidir. Hiçbir zaman şimdiki kadar apaçık anlamamıştım bunu ve bir türlü anlamıyorum şu işlediğim suçu! Asla, asla, şimdikinden daha güçlü, daha kendimden emin olmamıştım!.. "
Tabii bunlar Raskolnikov'un kendince haklı bulduğu sebepler. Yukarıda ben sadece Raskolnikov'dan bahsettim ama diğer karakterlerin ruh hali ve bulundukları durum da ayrı bir inceleme konusu özelikle Sonya'nın annesi adını hatırlayamadım şimdi Rus isimleri işte :)...Asil bir ailede büyümüş bir kadın, babası general...o dönemlerde asker çocuğu olmak hem asillik hem soyluluk demekti, gelin olarak gittiği ailede bir süre sonra iftiraya uğrayıp çocuklarıyla beraber sokağa atılıyorlar sonra onların da hikayesi o zaman başlıyor, asil ve soylu bir ailede büyüyüp sonra da el ayak altına düşmek psikolojisini inanılmaz sarsıyor, haberlerde bazen görürüz iflas eden zenginler intihar ediyor ve general ya da paşa iftiraya uğrayıp görevlerinden alınıyorlar ve gururlarina yediremeyip intihar ediyorlar. Sonya'nın annesi de öyle durumda ama sürekli direniyor hem iftiranın ağırlığı hem de asil biriyken emrinde hizmetçileri varken beş parasız muhtaç biri olunca, kendisine çoğu şey ağır geliyor. Allah düşürmesin öyle hallere ne diyelim. Kesinlikle okunması gereken bir roman, şimdiden iyi okumalar. 

4 Ocak 2021 Pazartesi

Yardımsever Komedyen Kaan Sekban...


      Kaan Sekban, kendisi sosyal medya platformlarında oldukça aktif ve o mecranın gücünü arkasına alıp bu işe bankacı olduğu zamanlarda evden bilgisayarı başında 5-10 kişiye yaptığı kısacık stand-uplarla başladı. Muazzam bir enerjiye sahip. Kendisini Zorlu Performans Sanatlarında 'Kaan Sekban Saçmalar' gösterisini izlemiştim , uzun yıllar bankacılık yaptığından, yani öyle sanıyorum, malzemesini ağırlıklı olarak oradan almış.


      İzleyici olarak gittiğim gün de ağırlıklı bankacı seyircisine sahipti. Kaan Sekban'ın çok bilgili, okuyan ve çok izleyen biri olduğunu gösterilerinde veya sosyal medya hesaplarında kolaylıkla görebilirsiniz. Yalnız yaptığı gösterilerde halkın  tamamına değil de belli bir seviyedeki beyaz yakalı dediğimiz kitleye seslendiğini söylebilirim. Tabiiki her kitlenin mizah anlayışı birbirinden farklı. Yalnız Kaan Sekban'ın komedyenlik kimliğini ve belli bir nebze yakaladığı popülerliğini harmanlayıp sosyal konulara el atması takdire şayan ve birçok sanatçıya örnek olması gereken türden. Bilmeyenler için benim bizzat şahit olduğum,  ve sosyal medyada gördüğüm yardım kampanyalarını söylim. Zorlu Performans Sanatları'nda sokak hayvanları için mama kampanyası, SMA hastalarına bağış toplamak için saatlerce canlı yayın yapması, Cüneyt Özdemir' in youtube kanalına konuk olup hakları yenen ve seslerini işlerini kaybetme korkusu yüzünden dile getiremeyen beyaz ve mavi yakalıların mesai ücretleri konusunda bir ses olması, sosyal medya platformlarında kadın cinayetlerini dile getirmesi, LGBT haklarını yüksek sesle dile getirmesi vs eminim daha fazlasını da yapmıştır. 


     Yaptığı gösterilerde mizah olarak halkın en dibine kadar inemese de yaptığı yardımlarla, dokunduğu hayatlarla halkın kalbinde yerini en diplerde yer almakta. Kaan Sekban aynı zamanda  İngilizce stand-up da yapmakta. İlk instagramda seyrettim çok hoşuma gitti yanılmıyorsam İngilizce stand-up projeleri de var. Şimdilerde ' Alt Tarafı Bi Talk Şov'u sunmakta, 


     Kaan Sekban'ın mizah anlayışı pek bana kısmen hitap etmese de yaptığı işleri çok başarılı buluyorum. Bu zamanda şöhretini doğru kullanan nadir simalardan. Başarılarının devamını  ve çizgisini bozmamasını diliyorum. 

The Collector /Koleksiyoncu - John Fowles


“When you draw something it lives and when you photograph it it dies.”
"Birşeyi çizersen onu yaşatırsın ama fotoğrafını çektiğinde onu öldürürsün" 

The Heart of a Dog /Köpek Kalbi - Mihail BULGAKOV

"... asıl korkunç olan artık köpek Kalbi değil, insan kalbi taşıması hem de doğada var olanlar arasında en rezili."
"... the real terrible thing is no longer the dog heart, but the human heart, and the most infamous of all that exist in nature."

3 Ocak 2021 Pazar

Bilge Kral...

4-5 ay önce ' Serpico' diye dram - suç ve biyografi türünde bir film seyrettim. Filmi izlememin ana sebeplerinden ilki Al Pacino oynaması, ikincisi ise gerçek bir hikayeye dayanması. Konusu New York polis teşkilatına yeni katılmış olan yeni akademi mezunu dürüst bir polisin hikayesini anlatmaktadır. Tabi özellikle dürüst denmesinin sebebi görev yaptığı dönemde rüşvetin tüm polis teşkilatına baştan aşağı yayılması ve normal görülmesi idi. 1973 yapımı bu filmin özgün afişinde 'Polis meslektaşlari onu yaşayan en tehlikeli adam olarak görüyorlardı- dürüst bir polis'. 
Bu filme nerden geldim onu anlatayım size, Leslie Lane (Cornelia Sharpe) anlattığı "Bilge Kral" hikayesi çok dikkatimi çekmişti internette arayıp bulamamıştım ve kime ait olduğunu merak etmiştim . Dürüst polisimiz Frank Serpico (Al Pacino) hayatını tehlikeye atarak yakaladığı suçluların rüşvet karşılığı serbest bırakıldığını ve şikayet üzerine gittikleri yerlerden polislerin rüşvet alıp herhangi bir olaya müdahale edilmediğini görür ve yetkili makamlara bu durumu anlatmaya kalkar. 
Gittiği her makamda farklı engellerle karşılaşır ve şikayetinden vazgeçmesi yönünde telkin edilir ama dürüst polisimiz vazgeçmez. İşin ilginç tarafı kendi ekip arkadaşları yani çatışma anında arkasını kollayan silah arkadaşları bir araya gelir ve onunla bu şikayeti konuşmak için çağırırlar. 
Polis arkadaşları hepsi bir bahane arkasına saklanarak rüşvet almaktadır, kimisi çocuklarıma para yetmiyor kimisi evde bilmem kaç kişiye bakıyorum gibi bahaneler vs teşkilata her giren yeni polise de rüşvet alması konusunda baskı yaparlarmıș şimdi de Frank Serpico'yu bu konuda ikna etmek etmek için çağırırlar. Serpico'ya aldıkları rüşvetleri nasıl ve ne şekilde aralarında bölüștüklerini, genelde yeni olanlara düşük miktar da ama Serpico'yu sevdikleri için ona biraz daha fazla pay vereceğini söylüyorlardı. Bu rüşveti kabul etmezse eğer aralarında onu barındırmayacaklarını ve başına bir iş gelirse sorumlusu kendileri olmayacaklarını söylüyorlardi ve o sırada ayırdıkları parayı Serpico'ya uzatıyorlardı. Tabii dürüst polisimiz parayı reddeder ve ekip arkadaşlarını kendine düşman eder rüşvet yemediği için.
 Üzerindeki baskının iyice artması Frank Serpico'nun günden güne psikolojisini alt üst eder düşününki rüşvet almaya zorlandığınız ekip arkadaşlarınız sizi dürüst olduğunuz için baskı altına almaya çalışıyor. Bu durumu Serpico sevgilisi Leslie'ye anlatır ve o da güzel bir hikaye anlatır. 
O hikayeyi de ben tesadüfen filmi izledikten 2 ay sonra internette kime ait olduğunu bilmediğim hikayeyi aldığım bir kitap da görünce şaşırmıştım. 'Bilge Kral' hikayesi Halil Cibran'ın 'Meczup' kitabındanki hikayelerinden biriydi, olduğu gibi yazayım buraya hikayeyi
 - 'Bir zamanlar uzak diyarlardaki Virani şehrinde hüküm süren ihtişamlı ve bilge bir kral varmış. İnsanlar ihtişamından dolayı ondan korkar, bilgisinden dolayıysa onu severmiş.
Şehrin göbeğinde, tüm sakinlerinin, hatta kralın ve saray mensuplarının bile şehirde başka bir kuyu olmadığından dolayı kullandığı, suyu serin ve berrak bir kuyu varmış.
Bir gece herkes uykudayken, şehre bir cadı girerek kuyuya tuhaf bir sıvıdan yedi damak dökmüş ve şöyle demiş :"Bu dakikadan sonra kuyudan su içen delirsin."
Sabah olduğunda, kral ve bașmabeyincisi hariç, şehrin tüm sakinleri, tıpkı cadının öngördüğü gibi kuyudan içtikleri su yüzünden delirmiş.
O gün, dar sokaklardan ve pazar yerlerinden geçen insanlar birbirlerine fısıldayap durmuşlar :" Kral delirdi. Kral ve yanındaki bașmabeyincisi akıllarını kaybetti. Meczup bir kral tarafından daha fazla yönetilemeyiz. Bu adamı tahttan indirmeliyiz. "
Akşam olduğunda, kral kuyudan çekilecek suyun altın bir kadehe konmasını emretmiş. Kadeh huzuruna getirildiğinde sudan bol bol içmiş ve içmeleri için bașmabeyincisine uzatmış.
Uzak diyarlardaki Virani şehrinde bir bayram havası esmiș çünkü kral ve başmabeyincisi akıl ve mantıklarını geri kazanmış." Ne zaman TV'de veya sosyal medyada bir torpil veya rüşvet alma olayı görsem aklıma bu film ve hikaye gelir. Eşini rektörlüğe aldirmaya çalışan rektörün 'herkes yapıyor' deyip normal görmesi, veya başka bir üniversitede nokta atışı ile torpille araştırma görevlisi veya öğretim görevlisi alması bir başka kurumda kızını, yeğenini alması vs bunları hergün görüyoruz nerdeyse, aslında burda dikkat çekmek istediğim konu bunların normalleşmesi ve buna ses çıkaranlara tuhaf delirmiş gözüyle bakılması. Kpss birden fazla kez girdim ama bir amacım olmadan öylesine girerim. Tanımadığım, memur olmuş arkadaşlarım veya mahalle arkadaşlarım bir torpil bulamadın mı diye soruyor. Torpil olsa da ben gidermiyim acaba düşünen olmuyor, başkasının hakkını yiyebileceğim ve günahların en büyüklerinden olan kul hakkını gözetmem gerektiğini neden düşünmezler. Esas mesele da bu zannımca torpili veren bir kat suçluysa alan beş kat suçlu. Eşini aynı yerde çalıştıran adam kadar eşinin de kendisinde de suç yok mu, kızını kendi üniversitesine aldıran baba kadar kızın suçu yok mu, torpil yapılan kişi kendini neye inandır arak hak etmediği makamı zap etme hakkını buluyor kendinde. Muhtemelen "herkes torpil yapıyor" diye düşünüyordur. Torpili olup da bir yerlerde yer edinemeyenlere de (böyleleri var mı tabi bilmiyorum) eminim deli gözüyle bakıyorlardır. Bir diger husus da dayıları sayesinde bir yere gelmiş insanların dayısı olmayan insanlara yukarıdan bakması ve gözlerinin içine baka baka "eğer torpilin yoksa o işler zor" demeleri. Aynı kurumda birden fazla akraba olması kendilerini hiç mi utandırmıyor acaba. Rüşvet almayı "herkes alıyor " kalıbına uydurarak meşrulaştırmak hiç mi haysiyetlerine dokunmuyor. Dürüst insanları Banker Bilo'da, Maho, Bilo'yu Zeyno'ya tanıştırırken "bu da Bilo yalnız bir kusuru var çok namuslu" demesi bile yozlaşmanın ve namusluların Bilge kralın hikayesi gibi deli görmeleri kirlenmişligin zirve noktası değil mi?