17 Ocak 2020 Cuma

Cem Yılmaz vs Şahan Gökbakar


Türkiye'de genel olarak insanların bir hastalığı olduğunu düşünüyorum adını koyamadım ama şu şekilde ifade edersek aynı işi yapan iki insanın, bunlara kurumları da ekleyebiliriz, bağnazca karşılaştırılmasıdır. İPhoneHuawei mi, AdidasNike mı, KıvançKenan mı, Messi mi Ronaldo mu bu karşılaştırma böyle uzar gider. 

       Ben asla karşılaştırmaya karşı değilim, iki şey veya insan arasında yapılan eleştiriler, kıyaslamalar hep olmalı iki farklı bakış açısı mutlaka gerekli eyvallah bunda sıkıntı yok. Peki sıkıntı nerde , ayrıca benim hastalık olarak gördüğüm  nokta , birini överken ötekine tü kaka denmesidir. Tarafını tuttuğumuz şeye körü körüne bağlanmak empati kuramamak, kendi fikirlerini empoze etmeye çalışmak ve  beğeninize göre kendinizi üstün görmek ve gerçekte YALAN SÖYLÜYOR olmanız. İşte bizim insanımızın hastalığı bu, karşılaștırmada dozu kaçırmak. 

        Gelelim iki başarılı komedyenimize benim için ikisi de başarılı ve bunu hak eden iki komedyen sizce kaç kişi hem Şahan'ı, hem Cem Yılmaz'ı açıkça sevdiğini itiraf edebilir? Sosyal Medyada maşallah herkes Cem Yılmaz fanı, neden biliyor musunuz, çünkü Cem Yılmaz  zekice ve ince espriler yapar bunları da Cem Yılmaz kadar zeki insanlar anlar, eğer Cem Yılmaz'ı sevmiyorsanız lütfen gidin bir IQ testi yaptırın çünkü sizin için yaşamak havadaki oksijen kaybından başka birşey değildir. Şahan mı neydi o, Recep Ivedik miydi ne adını da tam hatirlamiyorum. Biraz izledim , lyyy kaba, iğrenç, pis, tam bir hanzo, onu izleyip de gülen var mı ki, TV de görsem kumandayı fırlatır anında kaparım, ne o kaba komedi falan. Ayrıca Cem Yılmaz izleyip gülmüyorsaniz kusura bakmayın sizin kanınızda ağır dozda  Şahan Gökbakar espri anlayışı vardır. Yani sosyal medyada veya arkadaş ortamında bu tür  kıyaslamalar görüyoruz. Peki neden her ikisinin de başarılı, halkın nabzını iyi yakalan başarılı komedyenler olarak bakmıyorlar. Şahsım olarak, Cem Yılmaz'a da gülüyorum, Recep Ivedik veya Şahan Gökbakar'in komedi şovlarına da gülüyorum. İnsanlar neden eleştiride uçuk yorumlar yaparlarki, birisi siz Recep Ivedik izliyorsunuz diye aşağılar gibi bakıyorsa kendini zeki sanıyordur, muhtemelen de TV'de Recep Ivedik çıktığında da kitleniyordur ekrana. Birebirde arkadaşlar samimi olduğunda bu gerçeği itiraf ederler ama topluluk arasında söylemekten çekinirler, aptal olduğunu düşünmesinler diye. İkilinin birbirine giren fanları kadar , iki komedyen karşı karşıya kalmamıştır bile.Nedir bu ahmaklık anlamak zor, kraldan çok kralcı olmak bu ülkede her mecrada görebilirsiniz. Cem Yılmaz gösterisini canlı izledim, Recep İvedik filmini de sinemada izledim. Her ikisinde de güldüm, eğlendim ve yaptıkları işlerinin hakkını sonuna kadar verdiklerini  de gördüm . Bana göre ikisini karşılaștıracak olursak benim yorumum şu olurdu : Şahan Gökbakar'in filmleri ve TV șovları gerçekten başarılı ve izlemeye değer ki zaten biliyorsunuzdur gişe rekorunu kıran filmlerde 1.sırada yer alıyor. 

     Aslında bu, şu bir nebze şu demek; Recep Ivedik izleyen düşük zeka seviyesine sahiptir diyen Cem Yılmaz fanları da onların içindeydi sadece açıkça bunu ifade edemiyorlardı.Cem Yılmaz'ın da stand-up gösterileri de izlemeye gülmeye doyamıyorsunuz ama aynı şeyleri filmleri için söyleyemeyeceğim şimdi Cem Yılmaz fanlarının yanında söylersen 'Siktir git hoșșaf git Recep Ivedik izle' der, mal bilmezki ben onu da seyrediyorum. Yalnız Şahan Gökbakar daha tek kişilik gösteri veya stand-up şovu yapmadı o yüzden Şahan'in tek kişilik şovu olmadığı için birşey diyemeyeceğim. Aslında Cem Yılmaz film yapmaktan hoşlanıyor, arkadaşları da hepsi oyuncu zaten kafa adamlar o yüzden film yapmak hoşuna gidiyor, beğenip beğenilmemek gibi kaygıları olduğunu düşünmüyorum. 

        Cem Yılmaz filmlerinden tabiki favorilerim AROG ve GORA, Türkiye'de hem film teknikleri açısından hem de Türk bilim kurgu-fantastik   filmlerinin öncülerinden diyebilirim. Anlaşılacağı üzere her iki komedyenimiz de başarılı, tabi hitap ettikleri kitle farklı olabilir ama bu birinin diğerinden üstün olduğunu göstermez. İzleyicilerin at gözlüklerini çıkarıp tarafsız yorumlar yapmalarına davet ediyorum. Tamam taraf tut ama yiğidi öldür hakkını yeme bari. 

14 Ocak 2020 Salı

Diyanet Kapatılsın, Camiiler Açılsın !!!


       Bundan 2 hafta önce bizim mahalledeki yani her zaman gittiğim camiiye cuma namazı için gittim. Cuma namazı çıkışında camii duvarına asılan gayet belirgin bir uyarı dikkatimi çekti. Dikkatlice baktım okuyunca da utandım, aynen şöyle yazıyordu 'CAMİİNİN BAHÇESİNDE TOP OYNAMAK YASAKTIR'


    Yanlış anlamayın  bu uyarı profesyonel futbol kulüpleri futbolcuları için  asılmadı. Sokaktan geçen arabalardan , yavşak amcaların şikayetinden, çocuğum uyuyor az ötede oynayın diyen annelerden kaçıp en güvenli gördüğü camiiye top oynamaya gelen çocuklara yazmışlar. Evet  çocuklar için yazmışlar. Hani hemen hemen her hafta camii imamlarinin hutbeden 'çocuklarımızı  camiiye alıştıralım , imanlı gençler olarak yetişsinler, gelecek nesil mabedlerine sahip çıksın, onları alıştıralım camiiye, sevdirelim, beraber  gelin çocuklarınızla' dedikleri kişilere yani ÇOCUKLARA yazmışlar . Ertesi hafta aynı yerde cumaya gittim gene,   bu sefer diyanet tarafından cuma hutbesi vermesi için gönderilen  imam vardı , imam çocuklarla ilgili az önce yukarıda tırnak içinde yazdığım ifaderi aşağı yukarı söylüyordu tabi ben içimden 'hoca sen ne diyorsun ya, camiinin duvarında ne yazdığından haberin var mı, top oynamak yasak yazıyor, yani camiiye gelmeni istediğin çocuklara  avluda top oynamayın, gidin ötede oynayın diyorlar bu camiinin yetkilileri, o çocuk top oynarken kovalandığı  camiiye neden gelsin, sokakta  oynamasina izin vermeyin araba çarpar, arsada oynatmazsin piç bir amca çıkar topunuzu keserim diye tehdit eder, teyzenin biri çıkar çocuk uyuyor der kovar, aq bu çocuklar nerde top oynasın, nerde oyun oynasın' diye geçirdim içimden.

       Diyanetin bir olayı daha var ki  çok dert ettiğim ve canımı  ciddi derecede sıkan bir uygulaması, 'Camii Kapatmak', evet yanlış okumadınız diyanet camiiyi kapalı tutun yetkisi vermiş. Nasıl mı, gece yatsı namazından sonra camiileri kitliyorlar, sürekli ülkenin şu yüzde bilmem kaçı müslüman dediğimiz ülkede yatsı namazından sonra camiiyi kapatıyorlar,  böyle birşey olabilir mi ya. Bir gün Sariyer'de  oturan arkadaşıma gidecektim hava hem yağmurlu hem de soğuk, arkadaşım ben seni HacıOsman metrosundaki otobüs durağından alırım dedi, tabi ben de erken varmıştım beni alacağı yerden, aşağı yukarı bir saat vardı arkadaşımın gelmesine ben  de o ara en yakındaki camiiye yatsı namazı için uğramak istedim ama ne görelim camii kapalı, ne son cemaat yeri açık ne de uygun bir yer, camiiye kadar ıslandığımla kaldım. Ama o gece içimden dinayete o kararı veren her kimse etmediğim küfür kalmadı, bir camii nasıl kapalı olabilir. Yok hırsızlık oluyor, yok halılar çalınıyor, yok avizeler çalınıyor. Abi bırakın bu işleri, tut bir görevli gece orda konaklasın, yüzlerce  evsiz insan var, sokakta yatıp kalkan gençler var, çok mu zor bir tanesine maaş bağlayıp hem camiiye bakmasını isteyip hem de orda kalmasını sağlamak. Ulan sadece  bir cuma çıkışı toplantılan yardımla o adamın maaşını ödersin. Bırak camii açık kalsın, bırak camisinin bir köşesine sessizce kıvranıp yatsınlar, bırak gecenin bir vakti sıkılıp camiiye ibadete gelsinler, bırak sessizce dua etsinler, bırak camiide huzur bulsunlar. Saçma sapan kararlarla  insanları hem dini kurumlardan    hem de ibadethanelerden soğutuyorsunuz.

          Şimdi de bugün çıkan bir diyanet skandalına daha şahit olduk, 'Sosyal Konut Projesi fetvası ;Kamu Bankalarının Faizi Caizdir'. Pardon ama sayın diyanet yetkilileri siz iyi misiniz? Tefe/Tüfe'nin işin içerisinde olduğu birşey nasıl caiz oluyor, yıllardır faize bulaşmadan ev sahibi edindirebileceğiniz yollar varken, devlet eliyle vatandaşa ödeme kolaylığı sağlayan ama her sene Tefe/Tüfe'nin de içerisinde olduğu bir ödeme şekline nasıl caiz dersiniz. Bildiğin faiz lan bu devlet kolaylık sağlıyor diye adı değişmiyorki. Her sene Tefe-Tüfe oranlarına göre taksit ödemeleri artıyor, orta da sabit bir ödeme yok ki. Diyanet lafı eveleyip geveliyor. Ha șöyleki devlet, eğer Toki'nin fiyatı neyse, kaç yıl ödeneceğine bağlı olarak, o yılları da gözde önünde bulundurarak,  fiyatı sabitleștirip satışa sunsaydi faiz yok derdik,  fiyat sabit her sene Efe/Tüfe artışı  olmasaydı tamam derdik de bu yapılan düpedüz faiz la kimi yiyor bunlar, bu karar nasıl çıkıyor aklım almıyor. Haram haramdır, dini hükümler kesin ve net verilmeli.Diyanetin bu akilalmaz kararları müslümanları kendinden uzaklaştırdığı gibi, İslam'a saldırmaya çalışan insanlara da fırsat vermekteler. Sosyal medyada sürekli, diyanetin üstü kapalı açıklamaları yüzünden, kutsal kitabımız ve hadislerimizin, veya dinimizin  'güncelleme' yaftasiyla alay edildiğini görmüyorlar mı? Faizi olduğunu bilip  başka çare yok deyip TOKİ'ye giren insanları anlıyorum ama bu tür konularda daha hassas olan Müslümanların bu karardan sonra faize bulaşmalarinin vebalini kim verecek bunu da düşündüler mi? Ben faize bulaşabilicegimi bile bile girdim, ya bu konuda hassas olanlar ne olacak? Şimdi ortalığı karıştıran bu kadar karar ve uygulamalardan sonra diyanetin kapatılması daha hayırlı olmaz mıydı? 

7 Ocak 2020 Salı

Breaking Bad /Gus Fring

"In the little village where I was born, life moved at a slower pace, yet felt all the richer for it."

"Doğduğum küçük köyde, hayat aktığı hız bakımından fakir verdiği haz bakımındansa zengindi." 

6 Ocak 2020 Pazartesi

The Last Hangover

 ‌‌   
     Zorlu Performans Sanatlarında Aralık ayında Da Vinci İle Akşam Yemeği etkinliğine katılmıştım. Sanat tarihçisi Celil Sadık Rönesans döneminin dahi adamı Leonarda Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği eserinin sırlarını ve tablo ile ilgili bazı iddia ve komplo teorilerini de anlattığı çok güzel bilgilendirici ve eğlenceli bir sunum yapmıştı. Tabi sadece Son Akşam Yemeği değil, Mona Lisa'nin da yaşadığı macerayı ve nasıl popüler olduğundan da bahsetmişti. Celil bey'i yakından tanımam ama Sanatın Tarihi adlı instagram sayfasını zevkle takip ediyorum. Konuyu nasıl Netflix dizisine bağlıcam diyorsunuz ya da hade lan ne alaka diyorsunuzdur. O gün etkinlikte sürpriz bir seyirci vardı Metin Uca. Hani şu 'Passaparola' programını sunan, sosyal medya mecrasında kendini entelektüel sanan gavat var ya, hiç sevmiyorum çok boş yapıyor. Neyse etkinliğin soru cevap kısmında mikrofonu rica edip The Last Supper ile ilgili bir film önerdi. Tabi ben de meraklıyım ya hemen not aldım. Tavsiyesinde sonra spoiler vermeden de kısa bir ekleme yaptı. Konuşmasında aşağı yukarı şunları ifade etti ' çok güzel bir sanat eseri olmuş, bazı şeylerin eleştirilebilir olmasını gösteren , kara mizahın güzel bir örneği olmuş, Türkiye'de buna benzer bir film yapılsa sonuçlarının neler olabileceğini benim kadar sizlerin de bildiğini düşünüyorum, umarım bu tür mizahın ülkemizde de görmeyi temenni ediyorum. ' Şimdi Metin bey, sanırım inanç olarak inançsızlığı tercih etmiş biri yani beni hiç ilgilendirmeyen bir konu ama kendisi Hristiyanlığı itin götüne sokan mizahların İslamiyet için de olmasını temenni ediyor . Neyse konumuz Metin Bey' in görüşünden ziyade tavsiye ettiği film yani The Last Hangover. Adı size bir iki şey çağrıştırıyor olabilir, özellikle izlediğinizde bunu daha iyi anlıyorsunuz. The Last Hangover, the last kelimesi The Last Supper'dan, Hangover kelimesini ise The Hangover filminden aldığı açık. Öncelikle, The Last Supper freski, İsa Peygamberin Romalılar tarafından alıkonulmadan önce havarileriyle yediği son akşam yemeğini temsil eder. The Hangover ise izleyenler bilir; bir grup , arkadaşlarından biri evlenecek diye gidip güzel bir gece yaşayalım deyip felekten bir gece geçirip ertesi gün ne olduğunu flashbacklerle hatırlamaya çalışıyorlar. The Last Hangover'ın konusu da buna benzer ilerliyor.
İsa Peygamber 12 havarisini bir araya getirip, içlerinden birinin kendisine ihanet edeceğini söyleyip, madem ölücem bari felekten bir gece yaşayalım deyip gece boyunca içiyorlar, tabi ertesi sabah kalktıklarında İsa Peygamberin ortadan kaybolduğunu anlayıp geceyi flashbacklerle hatırlamaya çalışıyorlar. 
       Kısacası bir inancın mensuplarını itin götüne sokuyorlar. Ben bu dinin mensuplarını da anlamıyorum hiçbiri de ne yapıyorsunuz falan dememiş. Neymiş kara mizah, neymiş gülüp geçelim. Ofansif mizah adı altında yapılan orospu çocukluğuna karşıyım. 
        Bunu sadece din bazında almıyorum , aile değerleri kültür gibi kavramları da ofansif mizah yani orospu çocukluğu adı altında yok ediliyor. Bu kara mizah adı altındaki yozlaştırma ülkemizde de görmek isteyen sürüyle insan mevcut. Bi de şu var parodi, bu tassak geçmenin sanatsal adı da parodi, bazı şeylerin parodisi elbette yapılabilir ama dini değerlerin bu şekilde aşağılanması doğru bir parodi değildir. 
        Netflix dizi/filmlerinin içeriği de hep dini bir safsata olarak görme, her dizi de eş cinsel karakter öne çıkarma gibi yapımlar olduğunu kolayca anlayabilirsiniz. Bu her iki öğeyi de The Last Hangover filminde görebilirsiniz. 

5 Ocak 2020 Pazar

Istanbul'da Toplu Taşıma Günlüğü - 1

Bu başlığı atma sebebim hemen hemen hergün toplu taşıma kullanan biri olarak iyi veya kötü bir olaya şahit olmamdır. Ara ara bu başlık altında  yazacağımdan ötürü seri şeklinde yazmayı düşünüyorum.       

        Neyse konuya gelelim, efenim biliyorsunuz toplu taşıma araçları her türlü insanla karşılașabileceğimiz ortak kullanım alanlarından sadece biri. Bakın burası çok önemli "ortak kullanım alanı" yani özel alan değil, kişiye özel değil yani kafana göre hareket edemezsin, birlikte yolculuk ettiğiniz insanları rahatsız edemezsiniz ama angut ne yapıyor telefondan yüksek sesle film izliyor. Ulan pezevenk, be medeniyetten ders almamış dallama hiç mi düşünmüyorsun etrafındaki insanlar bu sesten rahatsız olur mu diye, kulaklığın yoksa sesini ya kısarak dinle ya da hiç dinleme. Bu tipleri uyarmak da ayrı mesele uyardığın zaman tip tip bakışlar manasız tavırlar, aq piçine bak hem suçlu hem güçlü.

       Geçen gün sabahın köründe işe gidiyorum Marmarayla, tren geldi, içeri girdim oturdum, kafamı öne eğdim yolda ne kadar yatsam kardır diye, lan birden az ötemde biri  telefonunundan son ses, kulaksız video seyrediyor  ama kim olduğunu da kestiremiyorum. Herkesin elinde telefon birşeyler kurcalıyor neyse dedim, sen uyumaya çalış sesi duyma ama yok olmuyor en son baktım şöyle ses nerden geliyor, aha buldum dedim - pardon telefonun sesini kısar mısınız tabi el işaretiyle de gösteriyorum aramızda mesafe var diye, adam anlamsız anlamsız baktı sonra da ilk durakta indi, bu öküz niye baktı öyle derken sesler tekrardan gelmeye başladı. Meğerse yanlış adama söylemişim :) Sonra adamı buldum tabi ben bu ibneyi uyarana kadar durağıma geldim ama içimden de bu davara az küfür etmedim. Çektim gittim. Bazı konularda insanların tepkisiz kalması da ayrıca tuhaf. Şahsım olarak toplu taşımalarda belki her gün bir kişiyi kulaklığından aşırı ses  geldiğinden ötürü uyarmışımdır veya yüksek sesle konuşurlarsa uyarmışımdır önemli olan kibarca uyarmaktir bazen amcalar/teyzeler çocuk azarlar gibi uyarıyor tabiki de bu da yanlış bir hareket, genç arkadaşlar bunu gururlarına yediremeyebilirler. Bi de şuna da ayar oluyorum mesela elemanın biri yüksek sesle müzik dinliyor etrafındakiler rahatsız ama hepsi tövbe estağfurullah falan çekiyorlar veya  yan yan bakıyorlar aq uyarsanıza kendi kendinize söyleneceginize. Neyse bu mevzular bitmez aklıma geldikçe aynı başlık altında numaralı şekilde yazarım. Dikkat edin kendinize, pozitif olun.

Thomas More, Utopia /Page 13


             "Show the sun with a lantern"

Aziz Alptekin

Aziz Alptekin