8 Mayıs 2022 Pazar

Work and Holiday (Çalış ve Tatil ) Subclass 462 Vizesi ile Avustralya'ya Nasıl Geldim?

Photo: Shepparton Art Museum 

 Suan bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen Work and Holiday Vizesini duydunuz ve bu konuda bilgi sahibi olmak istiyorsunuz veya Avustralya ile ilgili merak ettikleriniz var. Aslında bu blogumu Avustralya'da hergün yaşadığım tecrübelerimi yazarak başlayacaktım hiç günlük tutmadım ama bu blog sayesinde arkamda güzel anılar bırakırım düşüncesiyle yazma kararı aldım.Bu bloğun yayınlanmasıyla tarihiyle burada 3.ayımı doldurmuş olacağım o yüzden günlüklerime başlamadan buraya nasıl hangi vizeyle geldiğimi yazarak başlamak daha iyi olur diye düşündüm. Kısaca ben bu vizeyi nasıl aldıgım konusunda kişisel tecrüberimi sizle paylaşayım. 


Photo : Victoria State Library, Melbourne.



Yazıda biraz kendimden de bahsettim ne kadar sıradan birinin bile kolayca yurtdışına çıkış biletini aldığını anlamanıza yardımcı olmak istedim. 2018 yılında herşey bir arkadaşımın bana bir blog yazısında tam olarak bu vize konusunda tecrübelerini paylaşmış olan ve bana da ilham kaynağı olan Çagatay Özdemir in blogunu gönderdi. Tabi cepte para yok askerlikten yeni gelmişim her Türkiyedeki genç gibi bende de gelecek kaygısı vardı. Vize şartlarını okuyunca bunun tam da bana göre olduğunu ve bir çılgınlık yapıp comfort-zone denen konfor alanından çıkmaya karar verdim. 

Photo : Cragieburn



Sonrasında vize için gerekli şartları yerine getirmeye başladım. 

 Vize için gerekli Şartlar;
  •  T.C. vatandaşı olmak, Müracaat tarihinde 18-30 (31 yaşından gün almamış) yaşları arasında bulunmak,
  •  Geçerli bir pasaporta sahip olmak 
  • Gidiş-dönüş biletini karşılamak ve Avustralya’da geçimini sağlamak amacıyla 7000 Avustralya doları ya da karşılığı TL bulunan banka hesap dökümleri (adayın kendisinin ya da ailesinin hesabı olabilir) 
  • Erkek adaylar için askerlikten tecilli olmak ya da terhis olmak. 

 Work and Holiday Akademik koşullar ;
  • İngilizce yeterlilik için IELTS den 4,5 ya da TOEFL sınavından 32 ya da PTE Academic sınavından 30 puan almış olmak 
  •  Üniversiteden izinli sayılmak, (üniversite öğrencileri için)
  •  Geçiminden sorumlu olduğu bir çocuğu bulunmamak, 
  • Work and Holiday programına daha önce katılmamış olmak.
  •  Mezun iseniz diploma, öğreciyseniz transkrip belgesi,

 Evet dostlar şartlar bunlar biraz size kendi tecrübelerimden ve eğitim geçmişimden bahsedeyim. Kocaeli Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Üniversite ortalamam 3.26 , neden mezuniyet ortalamını yazdın diyenler olabilir onu da açıklayacağım.






 Vize başvuru macerasına geçelim. Yurtdışına gidip çalışmak veya uzun süre oralarda takılmak hiçbirzaman aklımım ucundan bile geçmezdi taaki askerlikten geldikten sonra iş hayatına atılıp Türkiye'de çalışmanın karşılığını veya basit bir hobiye bile vakit kalmayacağını anlayana kadar. İlkokuldan beri iş-okul arasında gidip geldim araya da sürekli hobiler sıkıştırdım ama bu gerçekten bir süre sonra yorucu olmaya başladı.Askerlik bitimi, özel bir okulda ingilizce öğretmenliği yaptım ne yazıkki stresli bi ortamdan başka birşey değildi .O sırada vize konusunda araştırmalarımı genişlettim , çalışıyor olduğumdan dolayı size bahsettiğim Çağatay Özdemir'in de danışmanlığını yapmış olan acentayı aradım. Sağolsunlar aradığımda ücretsiz bilgilendirme yapıp neler yapmam gerektiğini söylediler.İş yoğunluğundan dolayı başvurumu acentayla yürütme kararı aldım. 


İlk yapmam gereken şey uluslararası geçerliliği olan yeterli dil puanı almaktı. 2019 yılında acenta bana PTE sınavını önerdi İELTS ve TOEFL kıyasla çok daha uygundu , bu arada daha önce uluslararası geçerliliği olan bu sınavı hiç duymamıştım. Benim başvurduğum yıl sınav ücreti 750 tl idi şuan eminim cep yakıyordur. İngilizce temelim olduğundan dolayı vize için istenen puanı almakta zorluk çekmedim. Ama endişenlemeyin ingilizceniz zayıf bile olsa orta seviyeyle bile istenilen puanı kolaylıkla alırsınız yeterki gerekli motivasyonu kendinizde görün. Daha önce en az 6 ay en fazla 1 yıl içerisinde alğınız uluslarararası geçerliliği olan sınavınız da yeterli. Dil sınavını da hallettiyseniz zaten gerisi kader kısmet. 




Bu vizeyi mezunlar Dışişleri Bakanlığına ,öğrenciler ise Yök'e başvuru yapmaları gerekiyor tabi şuan değişmemişse. Kontenjan 100 kişi, %70 mezun, %30 öğrenci kabul almaktadır. Ben mezun kontenjanından başvurdum . Bu yüzdeden size şunu kesin olarak söyleyebilirimki bu vizenin en önemli şartı diploma ortalaması , bu vizeye hak kazanan arkadaşlar ile iletişim halindeydik mezun ortalamaları 3 ün altında değildi tabi öğrenci iseniz daha düşük ortalamarla da seçilme ihtimaliniz yüksek benim mezuniyet ortalamam 3.26 idi mesela. Tabiki  3 ün altındaysanız başvurmayın demiyorum sizi nelerin beklediğinizi bilemezseniz her zaman şans vardır. Dil puanından sonra arkadaşlarımızın en çok sorduğu soru hesapta 5000 avustralya doları göstermek ile ilgiliydi bu da mesele değil ailenizden birinin hesabı da olur diyelimki o kadar paranız yok hiç sorun değil benim de o kadar param yoktu. Parası olan bir eş-dost bulun, 5000 avustralya dolarına denk gelen Amerikan doları veya Türk lirası da olur , emanet parayı alın hesabınızda gösterin imza sirküsüyle birlikte dekontunuzu alın veya bi kaç gün sonra parayı her kimden aldıysanız ona iade edebilirsiniz ben parayı sadece 2 gün hesapta tutup sonra arkadaşa göndermiştim. O yüzden para gözünüzü korkutmasın. Emin olun bu vizede en masraflı olan şey ,eğer kabul aldıysanız, uçak bileti :) . 



Mezunları, Dışileri Bakanlığı belirleyip uygun gördüğü başvurulara mail yoluyla ONAY MEKTUBU'nu yolluyor bu mektubu aldıysanız hayırlı olsun artık çünkü vizeye giden anahtar bu mektup. Sonrası Avustraylya'nın immiaccount adlı sitesinde hesap açıp sizden istenen belgeleri oraya yüklemek. Belgeler yüklendikten sonra VFS'den Parmak İzi ve Biyometrik için randevu alıyorsunuz tabi öncesinde vize ücreti için yüklediğiniz belgelerin sonunda ödeme bilgisinizi de giriyorsunuz benim zamanımda vize ücreti 485 AUD idi. Para hemen çekilmiyor bilginiz olsun. Sonrası parmak izi ve biyometrik onu için de 80 tl ödeme yapmıştım.Bu işlemde bittikten sonra artık vizeyi bekliyorsunuz vizeniz genellikle 90 gün içerisinde onaylanmaktadır eğer başvurunuzu bireysel yaptıysanız size,acenta ile yaptıysanız danışmanınıza vizeniz mail olarak atılıyor. Elektronik vize olduğu için herhangi bir yere uğramanıza gerek kalmıyor sadece vizenizi pdf olarak indirmeniz yeterli.

Vize için gerekli evrak listesini aşağıya bırakıyorum aynı listenin tercümesi yapılmadan Dışişleri Bakanlığına gönderebilirsiniz tercümeli halleri Avustralyanın sitesine yüklenecek. 

Ayrıca acenta çok yardımcı oldu isteyenlere mail yoluyla bana ulaşabilir kendilerini yönlendiririm. 

 Vize icin gerekli Evrak listesi ;
  • Bakanlik Onay Mektubu Pasaport (Eski ve Yeni ) Sabika Kaydi
  •  (E-Devlet’ten Arsivli ve Ingilizce) (Eğer farklı ülkede 1 yıl ve uzeri kalmış ise kaldigi her ülkeden Sabika kaydı) 
  • Vukuali Nüfus Kayıt ornegi (Butun aile bireylerini gösteren Ingilizce Tercumeli) 
  • Lisans - Master…. vs Mezuniyet belgesi ya da öğrenci belgesi (Ingilizce Tercumeli) 
  • Banka Mektubu (5000 AUD karsiligi ) 
  • Nufus Cüzdanı (Ingilizce Tercumeli) 
  • Askerlik Durum belgesi (Ingilizce Tercumeli) 
  • IELTS - PTE - TOEFL sonuc belgesi 
  • 1 adet Fotograf (Vesikalık, arka planı beyaz)
  •  Sigorta 1 yıllık
  •  956 A formu 

 Bu evraklar toplandıktan sonra vize başvuru formu doldurulacak, vize evrakları sisteme eklenecek ve vize ödemesi yapılacak. Sonrasında da parmak izi vermek için randevu alınacak. Randevu esnasında da biyometri ücreti ödenecektir. 


Vizeye yaptığım masraflar;(2019 yılı)
Vize ücreti -485 Aud 
Biyometrik - 80 lt
Evrak Tercümeleri -150 tl
Sigorta - 600 (göstermelik-daha ucuza da yapabilirsiniz)
Pte- 750 TL
Acenta- 1000 tl


 Bir başka yazımda bu vize ile ilgili daha Türkiye'deyken başıma gelen daha doğrusu dünyanın başına gelen belanın da beni de nasıl etkilediğini size aktaracağım .Kısa bir giriş yapayım . 2018 yılında vizeden haberdar oldum tabi o yıl başvurular geçmişti yaşım 27 idi ben de 2019 için hazırkıklar yaptım sınava girildi evraklar toplandı.gönderildi ,yüklendi ve 10 ocak 2020 de maile vizem geldi herşey harika ilerledi .Yeterli bütçem olmadığından çalıştığım kurumda 1-2 ay daha çalışıp en azından uçak parası vs çıksın dedim ki demez olaydım :) şubat ayında martın ilk haftası için uçak biletleri bakıyordum tam bilet alacaktımki Türkiye'de ilk koronovirüs vakası patladı hemen ertesi gün avustralya aktarmalı uçaklar uçuşlarını askıya aldı , mart ayı için uçak bileti alan arkadaşlarımızın da biletleri açığa alındı ki çok geçmeden Avustralya da sınır kapılarını yurtdışında olan kendi vatandaşlarına bile kapattı taaa şubat 2022 e kadar tabi o tarihe kadar örselendim bittim elim kolum bağlandı 6 ay işsiz kaldım vizeyi alıp gideceğim diye önümdeki bütün kariyer fırsatlarını reddetmiştim ama geldiğim son işsiz kalmaktı :)

Neyse 6 ay işsizlik maaşından sonra Yemeksepeti'nin depo sorumlusu personeli olarak çalıştım orası da sarmadı şartlar müdürler berbat ,yakın bir dostumun Sultanahmet'te butik otel açmasıyla yemeksepetine istifamı verip hemen kendimi oraya kaydırdım. 
Avustralya ya gelene kadar da orda hergün zevk alarak çalıştım ve dünyanın her tarafından çok güzel insanlar tanıyıp kırık olan ingilizcemi de orda ilerlettim. Bu yazım da biraz aceleye geldi o yüzden noktalama işareti katliamı yaptım baya. 

Not : Aklıma Geldikçe Bu Yazıma Eklemeler Yapacağım veya Güncelleme Gelirse

Bir dahaki yazımda görüşmek dileğiyle .

11 Mayıs 2021 Salı

Some Tips for Guests before Exploring Istanbul


The city has an excellent public transport system incorparating buses, trains, metrobuses, trams, funiculars, ferries, sea buses and even cable cars. I suggest that you invest in İstanbulkart, an electronic purse that can be used on every form of local transport except the private dolmuses (minibuses). You can buy them at main Metro terminals, ferry terminals and transport interchanges and can refill them at machines dotted about the city. For more information please visit : www.istanbulkart.istanbul.

Firstly, I am going to start from the beginning before you land in İstanbul. Please read my tips which I wrote below.

         HAVABUS At Sabiha Gökçen Airport 

Let's start, if you land in Sabiha Gökçen, of course if you are  coming as solo traveller or couple or family without using private  cabs, immediately ask about how to find  istanbulkart  if you couldn't find it , no worries. Ask HAVABUS which belongs to    airport bus company to take you  the best certain close  location to your hotel in a cheap  way   and  this is website of HAVABUS please check service hours : https://www.havabus.com/ but don't forget to buy istanbulkart when you reach your point.

   HAVAIST at İstanbul New Airport 

And if you land in İstanbul New Airport, find HAVAIST which belongs to  airport bus company that will  take you  certain points  in a cheaper way. Of course again, don't forget to buy istanbulkart.

By breaking out of fucking coronavirus, we got our  share. When you get istanbulkart, you need to integrate your HES CODE into Istanbulkart, don't worry it's very simple,

 I'll leave website for you : https://kisisellestirme.istanbulkart.istanbul/
you will use your passport for integration. Everyone has to use her/his own istanbulkart. Before covid, just one person who has istanbulkart, could apply for another but now it changed.
By the way, when you reach hotels or wherever you stay, they will help you how to find  istanbulkart, and also you will absolutely see istanbul card machines.

     istanbulkart machines to refill or buy

  Istanbulkart


Let me tell you  in which places   you can use istanbulkart.


 You can use all of public transportations ( buses, subways, trains, metrobuses, trams, funiculars, ferries, sea buses, cable and even you can use some restrooms belonging to municipality.

I think transportation issue is set up, now  we'll move on how to get museum pass card. With Museum Pass Turkey, you can visit more than three hundred museums and archaeological sites that belong to Republic of Turkey Ministry of Culture and Tourism and enjoy your trip through time.


 The pass is valid for fifteen days starting from your first museum and  archeological site entrance. For more information you can visit : www.muze.gov.tr/MuseumPass

Some museums and archaeological sites belong to foundations that's why you have to pay them in cash but don't worry, it's not  expensive, most of them is so cheap. One museum card is valid for just one person. It's personal. 

23 Nisan 2021 Cuma

Little Hagia Sophia Mosque (Küçük Ayasofya Camii)


    Photo taken  by Bayram Azaklıoğlu

Little Hagia Sophia ( Küçük Ayasofya Camii), former Greek Orthodox church during the Byzantine period, currently functions as a mosque.


 Hagia Sophia Museum, Chora Mosque (Church of St. Saviour and Chora), and Fethiye Mosque (Pammakaristos Church) were other important Byzantine churches in Istanbul that were converted into mosques which are now museum. The original name of Little Hagia Sophia was “The Church of Saints Sergius and Bacchus” which was dedicated to two young saints: St. Sergius and St. Bacchus.


The Church of Sts. Sergius and Bacchus was built in 536 CE by Justinian I, who also built Hagia Sophia, Underground Cistern, and many other important landmarks. Therefore, Justinian I is also called “Justinian the Builder.”


Architecture of Little Hagia Sophia church is unique and not similar with Hagia Sophia. The structure has an octagonal nave inscribed within an irregular rectangle and is covered by 17 meters diameter umbrella dome.


The church was converted into a mosque in 1513, sixty years after the conquest of Constantinople. Transformation of the church was commissioned by Hüseyin Ağa, who was the Chief Eunuch of the Topkapı Palace in the first quarter of the sixteenth century. 


Today, the temple functions as a mosque and welcomes visitors everyday except prayer times.


Amazing facts about Little Hagia Sophia Mosque

  • Although it is a mosque, the interior of the mosque has an Ancient Greek inscription from Byzantine period praising Justinian and his wife Theodora.


  • According to Procopius, who was a historian during the 6th century CE: “By the originality of its architecture and the sumptuousness of its carved decoration, ranks in Constantinople second only to St. Sophia itself.”

  • Legend says that, before becoming emperor, young Justinian was going to be put death for organizing a revolt against his uncle - Emperor Justin. One night before Justinian’s execution, Saints Sergius and Bacchus appears to Emperor Justin and urges him not to kill Justinian. Subsequently, Justin does not kill his nephew Justinian and a few years later Justinian becomes emperor in 527 CE. As soon as he becomes emperor he commissions this church and dedicates to Saints Sergius and Bacchus.


    • Unique architectural plan of the Little Hagia Sophia Mosque was repeated in San Vitale Church in Ravenna that was built in 547 CE. In addition, for the construction of Rüstem Paşa Mosque, famous Ottoman architect Mimar Sinan was inspired from Little Hagia Sophia Mosque, because they both have the shape of an octagon inscribed in an irregular quadrilateral. Rüstem Paşa Mosque was built in 1563 by Architect Mimar Sinan and its patron was Süleyman the Magnificent’s Grand Vizier Rüstem Paşa.


    How to get to the Little Hagia Sophia Mosque (Küçük Ayasofya Camii)?

    Little Hagia Sophia Mosque (Küçük Ayasofya Camii) is just west of Sultanahmet. To get there follow the street starting at the southwest corner of the Blue Mosque (Küçük Ayasofya Street). The mosque is at the end of the street on your left. It is five minutes walking distance from the Blue Mosque.

    Little Hagia Sophia Mosque Opening Hours and Entrance Fee

    The mosque is open from 10 AM - 6 PM every day, but is closed to visitors during prayer times. There is no entrance fee for Little Hagia Sophia Mosque, but donations are welcome.

    What else is nearby Little Hagia Sophia Mosque?

    Little Hagia Sophia Mosque (Küçük Ayasofya Camii) is located in Sultanahmet, where there are most important sights of Istanbul such as Hagia Sophia, Blue Mosque, Topkapı Palace, and Hippodrome. Moreover the mosque is very close to the ruins of the Boukoleon Palace that was a summer palace of the Byzantine emperor between the fifth and thirteenth centuries.



Source : https://istanbultourstudio.com/things-to-do/little-hagia-sophia-mosque

12 Ocak 2021 Salı

Tünel... the SECOND OLDEST SUBWAY in the WORLD


The constitution story of Tünel, the second oldest subway in the world after London, begins with the initiative of French engineer Eugene Henri Gavand.


Gavand observes people constantly moving between Galata, the center of commerce and banking, and Pera, where the heart of social life beats, and thinks of an alternative route to Yüksekkaldırım Slope and Galipdede Street.


He appears before the Ottoman Sultan Abdülaziz Han for an elevator-type railway project that would connect these two centers, and on June 10, 1869, he receives the tunnel construction concession.


The Tünel, whose operating period is determined as 42 years, is built with a build-operate-transfer model.

Tünel construction work begins on June 30, 1871. In July 1872, British national company "The Metropolitan Railway Of Constantinople From Galata to Pera" was registered.In the Tunnel, the construction of which was completed on December 05, 1874, human transportation is started in return for a fee after the animal transport trial runs.


Tunnel is  put into service on January 17, 1875 with a magnificent ceremony attended by a group of distinguished local and foreign guests.


The energy of the tunnel facilities, the initial construction cost of which was 180 thousand Ottoman Liras, is provided by two 150 horsepower steam engines. When the Tünel starts the voyage, the wagons that are open on both sides are illuminated with gas lamps since there is no electricity.When the transition to electric trams started in 1910, the company passed to Ottoman citizenship in 1911 and took the title of "Tahtel'arz Railway in the Brain of Galata and Beyoğlu from the Dersaadet Mulhakat."Later, the Tünel, which was purchased by the state for 175 thousand Turkish liras and nationalized on March 1, 1939, was transferred to the General Directorate of Istanbul Electric Tram and Tunnel Establishments (IETT), which was established on June 16, 1939 with the law numbered 3645.In the Second World War;  The Tünel , which is separated from its passengers for three and a half months because some of its materials cannot be purchased, is completely renewed and electrified by the French Eletctro Enterprise company with a cost of 33 million Lira.

The electrification works of Tünel starts in 1968 and it is opened with a ceremony in its new form on November 2, 1971.


With its 350 horsepower electrical system, the Tunnel overcomes the distance of 573 meters in 90 seconds and carries 170 people at a time with its two 16 meters long wagons.The Tünel, which is indispensable for Istanbulites during the Ottoman period and the first years of the Republic, connects Karaköy and Beyoğlu with silent steps every day and offers its passengers the shortest, most enjoyable and sincere journey.

Tünel's working hours:

Weekdays and Saturday: 07:00 - 22:45

Sunday: 07:30 - 22:45

The voyage interval is an average of 5 minutes.

6 Ocak 2021 Çarşamba

Suç ve Ceza - Dostoyevski

"Soğuk bir aralık günüydü. Saint Petersburg’dan Moskova’ya giden bir trene binmiştim. Trende Katarina diye bir orospu gördüm. Cicikleri gözümü alıyordu." şaka şaka bu alıntı Suç ve Ceza'dan değil, Turkish Deep Web'den Entel Feridun'un kaleme aldığı hikayeden. Bizim hikayemizde Petersburg'da geçiyor tabii ama Moskova’yla işimiz yok. Suç ve Ceza'yı bitirdim açıkçası romana bayıldım adam yazmış, helal olsun:) . 

Kırmızı Kedi yayınlarından okudum çevirisi güzel fena değil ama editörü bazı noktaları gözden kaçırmış sanırım bazı kelimelerin harfleri eksik yazılmıştı dikkatli okurları rahatsız eder bu, neyse olaya girelim. Romanı okuyanlar okursa bu yazıyı daha iyi olur gibi, aralarda spoiler verebilirim. 

Raskolnikov, tabi ya o meşhur Raskolnikov, Dostoyevski'nin kendisi kadar meşhur karakteri, ben bu romanı okumadan önce de tanıyordum kendisini daha sonra merakıma yenik düşüp onu yakından tanımak için romanı aldım, başladım okumaya. 
Kırmızı Kedi yayınlarından aldım kitabı belirttiğim gibi çevirmeni Hazal Yalın, emeğine sağlık güzel bir çeviri koymuş ortaya, romanın en güzel yanlarından bir tanesi çevirmenin açıklamalı notları romanı ve yazarı daha anlaşılır kılmasıdır. Çevirmenin notları sayesinde yazar hakkında da enteresan bilgiler ediniyor ve bu şaheseri ortaya koyarken nereleri referans aldığını öğreniyoruz. Psikoloji, suç ve içinde biraz da felsefe seven okurlar için kesinlikle okunması tavsiye edilir, gerçi dünya klasiği kendini kanıtlamış bana düşmez tavsiye etmek. 

Ortada bir cinayet var, iki ölü var, ölülerden biri yaşlı bir tefeci . Bunlar baltayla öldürülmüş, bakın romanın en ilginç tarafı da bence bu, baltayla öldürmek, bıçak veya tabanca değil, BALTA. Düşüncesi bile acı verici. 
Herkese göre katil ama ona sorarsanız kendisi katil değil, evet ortada baltayla öldürülmüş iki kadın var ve Raskolnikov katil olduğunu düşünmüyor bu bile romanı ilginç kılmıyor mu sizce? Kendince çok tartışılacak tezleri var. Hatta neden katil olmadığını düşündüğüne dair öğrenciliğinde, kendisi hukuk fakültesi öğrencisi idi ama parasızlıktan kaydını dondurmuștu, kaleme aldığı ve dergide yayınlanan bir yazısı vardı. İlginizi çeker diye ucundan yazayım o tezini 

 "... insanlar ' sıradan' ve 'sıra dıșı' olmak üzere ayrılıyor. Sıradan insanlar uysal bir şekilde yaşamalı ;bunların kanunu ihlal etmeye de hakkı yok, çünkü zaten sıradanlar. Sıra dışı olanların ise her türlü suçu işlemeye , kanunu her türlü ihlal etmeye hakkı var, sırf şu nedenle ki, bunlar sıra dışılar. " 

Raskolnikov kendini Sezar gibi görmekte aslında ondan verdiği örnekler genelde Sezar üzerinden, ona göre işini usulüne göre yapsaydı Sezar gibi kahraman olarak anılacaktı şu alıntıdan ne demek istediğini biraz daha iyi anlayabilirsiniz...

 " şu dünyada her zaman dökülmüş ve dökülen kan, şampanya gibi döktükleri kan, onu dökenlere Capitol'de taç giydirdikleri* ve insanlığın velinimetleri dedikleri kan. /..../ben de insanlara iyilik etmek istiyordum; bir tek şu aptallık yerine yüzlerce, binlerce iyi şey de yapabilirdim- aptallık da değil gerçi, beceriksizlik, çünkü bu fikir, başarısız olmadan önce hiç de öyle aptalca görünmüyordu (başarısız olunca herşey aptalca görünür!)...(*Sezar, Bergama'da korsanları kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra döndüğü Roma'da en yüksek rahip ve tribun unvanını almıştır). " 

Raskolnikov anlaşılacağı üzere yaptığının bir iyilik olduğunu ama beceriksizliği yüzünden aptal duruma düştüğünü düşünüyor, planının estetiksiz olduğunu ve bu yüzden bir tefeciyi öldürmenin iyilik gibi görünmediğini düşünüyor, Raskolnikov bu konuda haklı eğer arkasında pürüz bırakmasaydı kusursuz bir cinayet işleseydi belki insanlar bir süre sonra bir tefecinin öldürülmesini bir iyilik olarak görecekti sonuçta bir tefeci, katili de cesareti sayesinde kahraman olarak addeceklerdi.Ve buna bağlı olarak şöyle devam etmekte ... 

"ah, tabii, uygun biçimde değil, uygun estetik bir biçimde değil! Kesinlikle anlamıyorum :İnsanları kuralına uygun kuşatıp da üzerlerine bombalar yağdırmak, daha saygın bir biçim sayılıyor. Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk işaretidir. Hiçbir zaman şimdiki kadar apaçık anlamamıştım bunu ve bir türlü anlamıyorum şu işlediğim suçu! Asla, asla, şimdikinden daha güçlü, daha kendimden emin olmamıştım!.. "
Tabii bunlar Raskolnikov'un kendince haklı bulduğu sebepler. Yukarıda ben sadece Raskolnikov'dan bahsettim ama diğer karakterlerin ruh hali ve bulundukları durum da ayrı bir inceleme konusu özelikle Sonya'nın annesi adını hatırlayamadım şimdi Rus isimleri işte :)...Asil bir ailede büyümüş bir kadın, babası general...o dönemlerde asker çocuğu olmak hem asillik hem soyluluk demekti, gelin olarak gittiği ailede bir süre sonra iftiraya uğrayıp çocuklarıyla beraber sokağa atılıyorlar sonra onların da hikayesi o zaman başlıyor, asil ve soylu bir ailede büyüyüp sonra da el ayak altına düşmek psikolojisini inanılmaz sarsıyor, haberlerde bazen görürüz iflas eden zenginler intihar ediyor ve general ya da paşa iftiraya uğrayıp görevlerinden alınıyorlar ve gururlarina yediremeyip intihar ediyorlar. Sonya'nın annesi de öyle durumda ama sürekli direniyor hem iftiranın ağırlığı hem de asil biriyken emrinde hizmetçileri varken beş parasız muhtaç biri olunca, kendisine çoğu şey ağır geliyor. Allah düşürmesin öyle hallere ne diyelim. Kesinlikle okunması gereken bir roman, şimdiden iyi okumalar. 

4 Ocak 2021 Pazartesi

Yardımsever Komedyen Kaan Sekban...


      Kaan Sekban, kendisi sosyal medya platformlarında oldukça aktif ve o mecranın gücünü arkasına alıp bu işe bankacı olduğu zamanlarda evden bilgisayarı başında 5-10 kişiye yaptığı kısacık stand-uplarla başladı. Muazzam bir enerjiye sahip. Kendisini Zorlu Performans Sanatlarında 'Kaan Sekban Saçmalar' gösterisini izlemiştim , uzun yıllar bankacılık yaptığından, yani öyle sanıyorum, malzemesini ağırlıklı olarak oradan almış.


      İzleyici olarak gittiğim gün de ağırlıklı bankacı seyircisine sahipti. Kaan Sekban'ın çok bilgili, okuyan ve çok izleyen biri olduğunu gösterilerinde veya sosyal medya hesaplarında kolaylıkla görebilirsiniz. Yalnız yaptığı gösterilerde halkın  tamamına değil de belli bir seviyedeki beyaz yakalı dediğimiz kitleye seslendiğini söylebilirim. Tabiiki her kitlenin mizah anlayışı birbirinden farklı. Yalnız Kaan Sekban'ın komedyenlik kimliğini ve belli bir nebze yakaladığı popülerliğini harmanlayıp sosyal konulara el atması takdire şayan ve birçok sanatçıya örnek olması gereken türden. Bilmeyenler için benim bizzat şahit olduğum,  ve sosyal medyada gördüğüm yardım kampanyalarını söylim. Zorlu Performans Sanatları'nda sokak hayvanları için mama kampanyası, SMA hastalarına bağış toplamak için saatlerce canlı yayın yapması, Cüneyt Özdemir' in youtube kanalına konuk olup hakları yenen ve seslerini işlerini kaybetme korkusu yüzünden dile getiremeyen beyaz ve mavi yakalıların mesai ücretleri konusunda bir ses olması, sosyal medya platformlarında kadın cinayetlerini dile getirmesi, LGBT haklarını yüksek sesle dile getirmesi vs eminim daha fazlasını da yapmıştır. 


     Yaptığı gösterilerde mizah olarak halkın en dibine kadar inemese de yaptığı yardımlarla, dokunduğu hayatlarla halkın kalbinde yerini en diplerde yer almakta. Kaan Sekban aynı zamanda  İngilizce stand-up da yapmakta. İlk instagramda seyrettim çok hoşuma gitti yanılmıyorsam İngilizce stand-up projeleri de var. Şimdilerde ' Alt Tarafı Bi Talk Şov'u sunmakta, 


     Kaan Sekban'ın mizah anlayışı pek bana kısmen hitap etmese de yaptığı işleri çok başarılı buluyorum. Bu zamanda şöhretini doğru kullanan nadir simalardan. Başarılarının devamını  ve çizgisini bozmamasını diliyorum. 

The Collector /Koleksiyoncu - John Fowles


“When you draw something it lives and when you photograph it it dies.”
"Birşeyi çizersen onu yaşatırsın ama fotoğrafını çektiğinde onu öldürürsün" 

The Heart of a Dog /Köpek Kalbi - Mihail BULGAKOV

"... asıl korkunç olan artık köpek Kalbi değil, insan kalbi taşıması hem de doğada var olanlar arasında en rezili."
"... the real terrible thing is no longer the dog heart, but the human heart, and the most infamous of all that exist in nature."

3 Ocak 2021 Pazar

Bilge Kral...

4-5 ay önce ' Serpico' diye dram - suç ve biyografi türünde bir film seyrettim. Filmi izlememin ana sebeplerinden ilki Al Pacino oynaması, ikincisi ise gerçek bir hikayeye dayanması. Konusu New York polis teşkilatına yeni katılmış olan yeni akademi mezunu dürüst bir polisin hikayesini anlatmaktadır. Tabi özellikle dürüst denmesinin sebebi görev yaptığı dönemde rüşvetin tüm polis teşkilatına baştan aşağı yayılması ve normal görülmesi idi. 1973 yapımı bu filmin özgün afişinde 'Polis meslektaşlari onu yaşayan en tehlikeli adam olarak görüyorlardı- dürüst bir polis'. 
Bu filme nerden geldim onu anlatayım size, Leslie Lane (Cornelia Sharpe) anlattığı "Bilge Kral" hikayesi çok dikkatimi çekmişti internette arayıp bulamamıştım ve kime ait olduğunu merak etmiştim . Dürüst polisimiz Frank Serpico (Al Pacino) hayatını tehlikeye atarak yakaladığı suçluların rüşvet karşılığı serbest bırakıldığını ve şikayet üzerine gittikleri yerlerden polislerin rüşvet alıp herhangi bir olaya müdahale edilmediğini görür ve yetkili makamlara bu durumu anlatmaya kalkar. 
Gittiği her makamda farklı engellerle karşılaşır ve şikayetinden vazgeçmesi yönünde telkin edilir ama dürüst polisimiz vazgeçmez. İşin ilginç tarafı kendi ekip arkadaşları yani çatışma anında arkasını kollayan silah arkadaşları bir araya gelir ve onunla bu şikayeti konuşmak için çağırırlar. 
Polis arkadaşları hepsi bir bahane arkasına saklanarak rüşvet almaktadır, kimisi çocuklarıma para yetmiyor kimisi evde bilmem kaç kişiye bakıyorum gibi bahaneler vs teşkilata her giren yeni polise de rüşvet alması konusunda baskı yaparlarmıș şimdi de Frank Serpico'yu bu konuda ikna etmek etmek için çağırırlar. Serpico'ya aldıkları rüşvetleri nasıl ve ne şekilde aralarında bölüștüklerini, genelde yeni olanlara düşük miktar da ama Serpico'yu sevdikleri için ona biraz daha fazla pay vereceğini söylüyorlardı. Bu rüşveti kabul etmezse eğer aralarında onu barındırmayacaklarını ve başına bir iş gelirse sorumlusu kendileri olmayacaklarını söylüyorlardi ve o sırada ayırdıkları parayı Serpico'ya uzatıyorlardı. Tabii dürüst polisimiz parayı reddeder ve ekip arkadaşlarını kendine düşman eder rüşvet yemediği için.
 Üzerindeki baskının iyice artması Frank Serpico'nun günden güne psikolojisini alt üst eder düşününki rüşvet almaya zorlandığınız ekip arkadaşlarınız sizi dürüst olduğunuz için baskı altına almaya çalışıyor. Bu durumu Serpico sevgilisi Leslie'ye anlatır ve o da güzel bir hikaye anlatır. 
O hikayeyi de ben tesadüfen filmi izledikten 2 ay sonra internette kime ait olduğunu bilmediğim hikayeyi aldığım bir kitap da görünce şaşırmıştım. 'Bilge Kral' hikayesi Halil Cibran'ın 'Meczup' kitabındanki hikayelerinden biriydi, olduğu gibi yazayım buraya hikayeyi
 - 'Bir zamanlar uzak diyarlardaki Virani şehrinde hüküm süren ihtişamlı ve bilge bir kral varmış. İnsanlar ihtişamından dolayı ondan korkar, bilgisinden dolayıysa onu severmiş.
Şehrin göbeğinde, tüm sakinlerinin, hatta kralın ve saray mensuplarının bile şehirde başka bir kuyu olmadığından dolayı kullandığı, suyu serin ve berrak bir kuyu varmış.
Bir gece herkes uykudayken, şehre bir cadı girerek kuyuya tuhaf bir sıvıdan yedi damak dökmüş ve şöyle demiş :"Bu dakikadan sonra kuyudan su içen delirsin."
Sabah olduğunda, kral ve bașmabeyincisi hariç, şehrin tüm sakinleri, tıpkı cadının öngördüğü gibi kuyudan içtikleri su yüzünden delirmiş.
O gün, dar sokaklardan ve pazar yerlerinden geçen insanlar birbirlerine fısıldayap durmuşlar :" Kral delirdi. Kral ve yanındaki bașmabeyincisi akıllarını kaybetti. Meczup bir kral tarafından daha fazla yönetilemeyiz. Bu adamı tahttan indirmeliyiz. "
Akşam olduğunda, kral kuyudan çekilecek suyun altın bir kadehe konmasını emretmiş. Kadeh huzuruna getirildiğinde sudan bol bol içmiş ve içmeleri için bașmabeyincisine uzatmış.
Uzak diyarlardaki Virani şehrinde bir bayram havası esmiș çünkü kral ve başmabeyincisi akıl ve mantıklarını geri kazanmış." Ne zaman TV'de veya sosyal medyada bir torpil veya rüşvet alma olayı görsem aklıma bu film ve hikaye gelir. Eşini rektörlüğe aldirmaya çalışan rektörün 'herkes yapıyor' deyip normal görmesi, veya başka bir üniversitede nokta atışı ile torpille araştırma görevlisi veya öğretim görevlisi alması bir başka kurumda kızını, yeğenini alması vs bunları hergün görüyoruz nerdeyse, aslında burda dikkat çekmek istediğim konu bunların normalleşmesi ve buna ses çıkaranlara tuhaf delirmiş gözüyle bakılması. Kpss birden fazla kez girdim ama bir amacım olmadan öylesine girerim. Tanımadığım, memur olmuş arkadaşlarım veya mahalle arkadaşlarım bir torpil bulamadın mı diye soruyor. Torpil olsa da ben gidermiyim acaba düşünen olmuyor, başkasının hakkını yiyebileceğim ve günahların en büyüklerinden olan kul hakkını gözetmem gerektiğini neden düşünmezler. Esas mesele da bu zannımca torpili veren bir kat suçluysa alan beş kat suçlu. Eşini aynı yerde çalıştıran adam kadar eşinin de kendisinde de suç yok mu, kızını kendi üniversitesine aldıran baba kadar kızın suçu yok mu, torpil yapılan kişi kendini neye inandır arak hak etmediği makamı zap etme hakkını buluyor kendinde. Muhtemelen "herkes torpil yapıyor" diye düşünüyordur. Torpili olup da bir yerlerde yer edinemeyenlere de (böyleleri var mı tabi bilmiyorum) eminim deli gözüyle bakıyorlardır. Bir diger husus da dayıları sayesinde bir yere gelmiş insanların dayısı olmayan insanlara yukarıdan bakması ve gözlerinin içine baka baka "eğer torpilin yoksa o işler zor" demeleri. Aynı kurumda birden fazla akraba olması kendilerini hiç mi utandırmıyor acaba. Rüşvet almayı "herkes alıyor " kalıbına uydurarak meşrulaştırmak hiç mi haysiyetlerine dokunmuyor. Dürüst insanları Banker Bilo'da, Maho, Bilo'yu Zeyno'ya tanıştırırken "bu da Bilo yalnız bir kusuru var çok namuslu" demesi bile yozlaşmanın ve namusluların Bilge kralın hikayesi gibi deli görmeleri kirlenmişligin zirve noktası değil mi?